1992 sonrası yeniden açılan CHP’nin kökleri itibariyle Kurucu Üyesi, Kurultay Onur Üyesi, Prof. T. Yarman, Kadıköy Odaklı 1. Bölge’den Önseçim için, Omuzdaşları’yla birliklete, kolları sıvamış bulunmakta… Kontenjan adayı olmayı en çok hak edenlerden biri olmasına rağmen, bu seçeneği reddeden Prof. T. Yarman:

  • Büyük eserlere, pervasızca imza atabilmek için, güç, ancak örgütlerden, alınır!”, diyor…

 

Dibimizde, her yıl bir milyon insanın kanını içerek yaşayan savaş makinasının efendisi, bir emperyal boyunduruk, istemiyoruz. Orta Doğu’daki mezhep savaşı – ağızdan yel asın, üstümüze sıçradı sıçrayacak – göz göre, kundaklansın, istemiyoruz. Yok istikrarlı hükumetmiş, yok değilmiş, temsiliyette adaletsizlik, giderek bunalım istemiyoruz. %10 seçim barajını kesinlikle istemiyoruz.

İnanç dünyasında, din adına, hele emperyal tezgâhta, “şekil dayatmacılığı” ve bunun giderek inanç barışına, kezzap gibi boca edilmesini, istemiyoruz. Diyanet’in, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda olduğu gibi – bir, nakil kurumu, şekil kurumu, iktidar payandası, biat kurumu değil – bir, akıl kurumu ve inanç barışının güvencesi, özerk, gereğinde, eli mekruhtan, haramdan, çıkmayana, münafık iktidar erbabına, haddini bildirecek olan, çoğunluk tarik yanı sıra kesinlikle, öteki tariklere barışık ve bunları eşit derecede kucaklayan, kurumumuz olmasını, istiyoruz.

Demokrasinin; üçte birlik oy oranlarıyla, üçte ikilik parlamento çoğunluğuna konanların; akıllarına her geleni yapmaya yeltendiği bir rejime dönüştürülmesini, kesinlikle reddediyoruz… Demokrasinin, “Gezi” gibi, çağdaş direnişlerde, bir de, sözde “asayiş” adına, çocuklarımızın gözlerini çıkartan iktidar tomalarının tetikçisi kılınmak istenmesini, kesinlikle reddediyoruz. Demokrasinin giderek, hâşâ, hırsızlığı, arsızlığı, hatta kıyımları aklamaya tevessül ettiği; inanç barışını, görenekte, kitapta yeri olmayan, “kendi paranoyak mutlakları” adına, taammüden dinamitlediği, bir yozlaşma ve aldatmaca rejimine dönüşmesini, şiddetle reddediyoruz.

Yerel Yömetimler’e, bugünkünden daha geniş serbesti verilmesini ve icra alanı tanınmasını elbette, istiyoruz, ama ükemizin, hele emperyal dizaynlarla bölünmesini, kesinlikle, reddediyoruz.
Avrupa’nın göbeğinden kalkan bombardıman uçakları, yok Arap baharıymış, yok Fellah baharatıymış diye, Libya’da çoluk, çocuk demeden binlerce insanın üstüne bomba yağdırırlen, bizim önümüze, “Pat!” diye atılıveren Dersim Meselesi’ne (hangi acılar yaşanmışsa, onları, elbette yüreğimizin taa derininde, acımız olarak hissederiz, ama yapmayın lütfen), yem bulmuş, civciv gibi kapaklanan, gabi, giderek emperyal odaklarla kolkola girmiş işbirlikçi, yöneticiler istemiyoruz.

“Orduya kumpas kurulmuş!”, daha bu, böyle denmeden, teknik birikimlerimizle, “Türkiye bir Siber- Bilgi Savaşı’nın anaforunda, biryerlerde çok açık biçimde üretilen sahte delillelerle, çakı gibi subaylar, generaller, amiraller, ordu komutanları, giderek genelkurmay başkanı, üst düzey bıçkın siviller, içeri tıkılıyor, ordu tek kurşun atılmadan biçiliyor”, diye feryad-u figan eylerken; Silivri’ye koşusturan iz’an sahibi milletvekillerimizi tenzih ederek ifade ediyorum, şu ki işte, “sanki, üst siyasi şemsiyesini kendileri hazırlamış değillermiş gibi, “Bağımsız yargı hükmünü icra ediyor” diyen, müraî siyaset bezigânları; “Silivri’den ne kadar uzak durursak, o kadar demokratikleşiriz!”, diyen hödük aydınlar takımı ve o partideki, bu partideki, farketmez, ihata kabiliyeti sıfır, sözüm ona “ilerici siyasetçiler”; hala daha şu “delil imalat merkezlerinin” ve buralardaki “faillerin” ortaya çıkartılmasına dönük gerekli gayreti gösterme idrakinden yoksun, ebleh sorumlular ve zavallı muhalefet erbabı, istemiyoruz.

Gündemi, çözüm önerilerini, tartışmayan ya da tam da emperyal buyurganların istedikleri gibi tartıştıran, her hal-u karda bölgedeki savaş makinasına dönük olarak ağızlarını açmayan, medyacılar, istemiyoruz.

İrfanı kapalı, vidanı mühürlü değil, irfanı hür, vicdanı hür, nesillerin yetişmesine, omuz vermek istiyoruz.

Bizler “Yankee, Go home” diye avaz avaz bağırarak, yurda, çelimsiz bedenleriyle, ama yiğit kere yiğit duruşlarıyla siper olmuş bir kuşağın çocuklarıyız. Evet, yaş aldık, ama çizgimizde “mıh” gibi durmaktan ödün vermeyecek kadar ve şaşmaz ölçüde kararrlı ve tavırlıyız… Bedel ödemekten korkmayız… Ödedik, yine öderiz!.. Nazım Hikmet olur yanarız, Denizler olur, üstümüzde beyaz kefen, ayağımızın altındaki tabureye tekmeyi atarız, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok,  Ahmet Taner Kışlalı olur, sözde katlediliriz, çünkü işte küllerimizden diriliriz, faillerin yakalarına yapışır, dimdik ayakta, hesap sorarız. Hak yolundan milim sapmaz, ilerleriz!

Türkiye’yi ve Bölgemiz’i esenliğe kavuşturmak, burada barışı, kardeşliği, dayanışmayı, adaleti, hakkaniyeti, kurumsallaştırmak, bizim elimizdedir… Haydin, 29 Mart’ta, Sandığa!..