6 Ekim 1923, İstanbulumuz’un, “düşmandan ve onların işbirlikçisi, zilletten” kurtuluşu…

1. Dünya Savaşı sonrası,.13 Kasım 1918’de, İstanbul Müttefik Kuvvetler tarafından, işgal edildi.

Osmanlı her yıl 29 Mayıs’ta Istanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethini kutlardı. En son 29 Mayıs 1918’de kutladı… Sonraki 5 yıl kutlayamadı. İşgal kuvvetleri kutlama törenlerini, bittabii, yasaklamıştı…

24 Temmuz 2020’de Ayasofya’nin minberiden, belinde kılıçla, Atatürk’e lanetler yağdıran gafil; 6 Ekim 1923’te İstanbul, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın kuvvay-i milliye (milli kuvvetler)  ordusu tarafından, düşmanın elinden alınıp kurtulmasa; hem de belinde kılıçla, Ayasofya’nin minberine çıkıp, Atatürk’e lanetler yağdıramayacaktı. Bir defa Ayasofya çoktan kilise olmuş olacaktı… O eşsiz mabedin etrafında başka türlüsünü bugün katiyen düşünemeyeceğimiz, İstanbul’a, “Ben buradayım!” diyen, dört görkemli minare, kaçınılmaz şekilde, beton testereleri ile biçilmiş olup, yerlerinde olmayacaktı… Kim bilir, güzeller güzeli Sultan Ahmet Camiimiz, o arada, ağızdan yel alsın, kiliseleşmiş  bulunacak, kubbesinin tepesine bir çan takılmış olup, minarelerinin yerinde, yeller esiyor, olacaktı…

Bütün bunları anlamamak için süzme gabi olmak gerekiyor… Yetmez… bir de hain…

6 Ekim 1923 Istanbul’un, Fatih Sultan Mehmet’in bize emanetinin, düşman elinden kurtarıldığı gündür… 29 Ekim 1923 “Cumhuriyet’in ilanı” bayramımızın müjdesidir…

“Sözde din devleti” heveslerini yükseltenler, gerçekte işgalci muhibleridir (aşığıdırlar)… Özledikleri “din devleti” dahi değildir… Belli bir mezheptir… Hatta tarikattir… Islamı, hâşâ, “atomize” edip, vatan sathında tarikatlar savaşına dönüştürmekte olduklarının, farkına varmayan gafillerdir.

“Yeni Osmanlıcılık” bir emperyal projedir… Osmanlı zamanındaki topraklarımızda “sünnokratik” (adaletsizliğe ve hakkaniyetsizliğe başkaldırı reflekslerinden, başta göreneğimizin, işte “Komşun açsa sen tok yatamazsın”, türü, temel değerlerinden  uzaklaştırılmış, neredeyse, yatkalktan ibaret, “şekle” indirgenmiş, güya mezhebi bir yapının), tesis edilip; yine salt mezhebi bir şekil olarak algılattırılacak olan Şii İran’a karşı, petrol ve doğal gaz için (1979’da petrol fiyatlarının yükseltilmesinin ardından, demek ki 1980’de İran’a saldırtılan, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin gibi), Saddamlaştırılmak istenmemizi içeren, çok şeytanî bir projedir…

Fatih Sultan Mehmet Han, görse şunları, bu halde, bir düşünün allaşkına, ne yapardı!.. Ilımlı-Ilıman İslam’a (tövbe estağfurullah) şükür namazı mı kılardı, Ayasofya Camii’nde? Yoksa topunu, “Kubbealtı zılgıtına” mı, çekerdi, İkinci Fatih’i Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, gururla, hasretle, muhabbetle, bağrına basarken?

**

Nur içinde yatsın Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları…

Kutlu olsun, 6 Ekim 1923, İstanbulumuz’un, “düşmandan ve onların işbirlikçisi, zilletten” kurtuluşu…

Prof. Dr. Tolga Yarman

CHP Kurultay Onur Üyesi

Comments are closed.